Salı, Kasım 13, 2007

Tarihi bir asparagas ve haritaya gömülen kül tablası...

Asparagas... Özellikle son yıllarda daha sık karşılaştığımız bir iletişim hastalığı... Kitle iletişim araçlarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması asparagasın da yaygınlaşması ve giderek sıradanlaşması sonucunu yarattı. Genellikle sosyal yaşamla ilgili alanda başvurulan asparagas haber, öylesine kanıksanıp kabullenildi ve öylesine masumlaştı ki, adeta magazin haberciliğinin olmazsa olmazı haline geldi. Eskiden asparagas sadece basın organlarında yer alırdı. Bunların en masumları da, hâlâ yapıldığı gibi, yabancı ajanslardan gelen ilginç fotoğrafların (özellikle de güzel kadın fotoğraflarının) altına, hiç ilgisi olmayan resim altları yazmaktı. Aramızda kalsın, 1962’de 3 ay çalıştığım Vatan Gazetesi’nde, Ethem Yazgan ve Ergin İnanç’la birlikte bu tür asparagas haberciliğini ben de yaptım. Bütün bunlar iyi de, TRT gibi bir kurumun asparagas haber yapmasına ne denilebilir? Üstelik de, dürüstlük, bağımsızlık, yansızlık ve nesnellik konularında büyük vaatlerde ve iddialarda bulunarak kuruluşunun daha birinci yılında!..

Her şey Kediseven Sokağı’ndaki bir iş hanında başladı

Yıl 1965... Mithatpaşa Caddesi’ndeki büyük binaya henüz taşınmadık. Ulus’ta Kediseven Sokağı’ndaki bir iş hanının dördüncü katında çalışıyoruz. Tam bir gecekondu kuruluş durumundayız. Kattaki odaların en büyüğünde Muammer Yaşar, Zeki Sözer, Erdoğan Tokatlı, Erdoğan Erentöz, Hüsamettin Ünsal, Altan Aşar, Ali İhsan Yazgan, Nurettin Yerdelen, Kemal Savcı ve şimdi anımsayamadığım birkaç arkadaş daha iç haberler bölümünü oluşturuyoruz. Haber Dairesi Başkanı Doğan Kasaroğlu’nun odası dışındakilerde de, Yurt Haberleri, Dış Haberler, Spor, Redaksiyon vb var. Yurt Haberleri’nde Basri Balcı, Dış Haberler’de Haluk Tuncalı ve Selahattin Sonat, Spor’da Kemal Deniz ve Mustafa Salihoğlu, Redaksiyon’da ise Jülide Gülizar, Ahmet Oktay ve Erdoğan Örtülü görevli. Ankara basınından seçilmiş elemanlar olarak değerlendiriliyoruz ve iyi ücret alıyoruz, keyfimiz yerinde...

Sovyetler Birliği ile buzlar erirken...

Aynı yıl Suat Hayri Ürgüplü’nün başbakanlığında kurulan ve mart ayında güvenoyu alan milli mutabakat hükümeti iş başında. Ağustos ayında Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, bazı kabine üyeleri ve devlet temsilcileriyle birlikte Sovyetler Birliği’ne resmi bir ziyaret yapıyor. İki ülke arasındaki buzları eritmek amacıyla gerçekleştirilen ziyaret Moskova’da başlıyor ve Soçi’yi de içine alan geniş bir programla sürüyor. Nedenini anımsamıyorum, ama Başbakan Ürgüplü, SSCB seyahatinin en önemli konuşmasını Karadeniz kıyısındaki turistik kasaba Soçi’de yapacak. İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada yeniden kurulmakta olan dengeler içinde Türkiye’nin alacağı yeri belirleme konusunda büyük önem taşıyan bu seyahat, yurt içinde de ilgiyle izleniyor. İzleniyor ama, iletişim araçlarının o günkü durumu düşünülürse bu izlemenin hangi düzeyde kaldığını da kestirmek güç olmaz. AA, AP, UP, AFP ve TASS ajanslarının bültenleri ve servisleri dışında SSCB’deki seyahatle ilgili gelişmeleri izlemek ve yurtiçine aktarmak mümkün değil. Onlardan gelen haberler de dünyanın Türkiye’ye verdiği önem düzeyinde... Durum böyle ama, yeni kurulan TRT Haber Merkezi’nin, yüklendiği büyük sorumluluğu ve görevi yerine getirebilmek için mutlaka bir şeyler yapması ve kendini kanıtlaması gerekmez mi?

Böyle olur bizde naklen yayın dediğin...

Seyahate, yanlış anımsamıyorsam, TRT adına Haber Dairesi Danışmanı Dr. Cemal Aygen’le birlikte Haber Dairesi Başkanı Doğan Kasaroğlu da katılıyor. Bizim için önemli olan, bu seyahati dakika dakika izlemek ve dinleyicilerimize, dolayısıyla kamuoyuna birinci ağızdan taze, ayrıntılı ve güvenilir haberler vermek ve Türk milletine haberciliğin ne olduğunu göstermek. Elimizdeki tek araç ise telefon ve teleks... Ancak, bırakın Sovyetler Birliği’ni, şehirlerarasıyla telefon konuşması yapabilmek için bile saatlerce beklememiz gerekiyor. Bütün bunlar bilindiği için önlemler önceden alınıyor. Seyahat başlamadan önce, Başbakan’ın Soçi’de yapacağı konuşma Başbakanlık’ta, dönemin harika cihazlarından Nagra teyple banda kaydediliyor. Sonra bandın gerçekçi olabilmesi için, Haber Merkezi’nin usta teknisyeni İbrahim Coşkun, konuşmanın üzerine kanal gürültüleri, cızırtılar, yer yer kalabalık efekti ve alkışlar vb bindiriyor. Hesaba göre bu bant, Suat Hayri Ürgüplü’nün Soçi’de yapacağı konuşma başladığında yayına verilecek ve TRT ilk kez yurtdışından naklen yayın gerçekleştirmiş olacak(!)

TRT’nin adı boşa mı komüniste çıktı?

Sovyetler Birliği gezisiyle birlikte Haber Merkezi’nde hummalı bir faaliyet başlıyor. Gezinin Soçi bölümü yaklaştıkça ise devinim artıyor. Haluk Tuncalı’ya Amerika’dan özel olarak getirtilen çok marifetli bir radyo var. Dünyadaki bütün yayınları, hatta zaman zaman amatör balıkçı radyolarının yayınlarını bile alıyor. Tuncalı radyoyu iç haberler salonundaki duvara dayalı bir masanın üzerinden izliyor. Masanın dayandığı duvarda da büyük bir dünya haritası var. Tuncalı’nın baş yardımcısı da Hüsamettin Ünsal (biz ona Hüsam diyoruz). Bu arada iste istemez Sovyetler Birliği haber kaynakları ve radyolarının da izlenmesi, bazı arkadaşlarımız arasında büyük rahatsızlık yaratıyor. Neden yaratmasın ki, TRT’nin adı zaten komüniste çıkmış, Meclise giren Türkiye İşçi Partili 15 komünist milletvekili vatanı satmaya başlamış, 61 anayasasının getirdiği ortamla komünizm yanlısı yayınlar almış başını gidiyor, bir önceki kabinede İçişleri Bakanlığı yapan zehir hafiye Faruk Sükan, komünistlerin nefes alışlarını dinlemekten yeni vazgeçmiş... Bütün bunların üstüne bir de Başbakan’ın o komünist ülkeyi ziyaret etmesi, cümle milliyetçiyi ayağa kaldırmış durumda. Bunlardan biri de Haber Merkezi’ndeki arkadaşımız Hekimhanlı Ali İhsan Yazgan... Ali İhsan ilk seçimlerde milletvekili olmaya hazırlanıyor. Bu nedenle de özellikle Hekimhan ve çevresinden dostları hiç eksik olmuyor. Muhafazakar ve biraz saf bir arkadaşımız. Bu yüzden de sık sık işletiyoruz. Öğrenince çok öfkelenip hepimize küsüyor ama ertesi gün yine herkesle dost ve içten...

“Kesin şu komünistlerin sesini!..”

Ne hikmettir bilinmez, ben de TİP sempatizanı olduğum ve bu da açık açık bilindiği halde, Ali İhsan benimle çok rahat konuşuyor ve sürekli Hüsam’dan dert yanıyor. Her seferinde, “Şahinim, ben seni bilmez miyim, sen bunlar gibi azılı komünist değilsin... Ama şu Hüsamettin yok mu... Bir de bu seyahati fırsat bildi komünist radyolarını kaçırmaz oldu, üstelik de bunu aleni yapıyor utanmadan. Mecbur muyuz kardeşim sabahtan akşama kadar komünistleri dinlemeye” diyor. Onun bu davranışından, bana komünistliği yakıştıramadığı için alınmalı mıyım bilmiyorum.

Başbakan Ürgüplü’nün Soçi’ye geçtiği haberini alıyoruz. Haluk Tuncalı radyosunun başında, Hüsam da yanında. Radyodan çıkan Rusça ve İngilizce karışık sesler salonu iyice dolduruyor. Teknisyenimiz İbrahim Coşkun da bizimle. Soçi haberi alınır alınmaz Radyoevini arayacak ve önceden hazırlanan özel konuşma bandının yayına girmesi talimatını verecek. Tam bu sırada Ali İhsan’in öfkeden titreyen sesi patlıyor: “Kesin şu komünistlerin sesini, yetti artık be!..” Sesin muhatabı tabii Hüsam ama bu uyarıya aldırmıyor, hatta duymuyor bile. Tuncalı’yla birlikte kritik anı belirlemek için komünistleri dikkatle dinlemeye devam ediyor. Tam Başbakan Ürgüplü’yü ve Sovyetler Birliği Başbakanı Kruçef’in Soçi’de karşılandıkları ve Ürgüplü’nün konuşmaya başladığı haberini verirken Ali İhsan’ın biraz da galiz ifadeler taşıyan öfkeli sesi bir kez daha patlıyor ve peşinden masasındaki Hacıbektaş taşından kül tablası havaya fırlıyor. Hedef Hüsam’ın kafası. Kül tablası havada uçuyor ve Hüsam’ın kafasını sıyırarak duvardaki haritaya gömülüyor. Herkes şaşırmış durumda, ortalık buz kesiyor. Ve tam bu sırada Muammer Yaşar’ın yanındaki radyodan hat cızırtıları ve gürültüleri arasından Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün sesi duyulmaya başlıyor. “Sayın Başbakan, değerli Soçi Belediye Başkanı ve sevgili Soçililer...”

Hiç yorum yok: